GİRİŞ
PENAH
Parmaklarımda kan vardı. Ayağımın dibinde yatan adamın beyninden koyu kırmızı kanlar akıyordu. Çıplak ayaklarımın içine gömüldüğü beyaz yün halı artık beyaz değildi. Geriye doğru sendeleyerek sertçe yutkundum. Parmak uçlarıma dek yayılan paniği hissediyordum. Banyoya koştum. Kan, tırnak diplerime ve hatta tırnak yatağımın tamamına sızmıştı. Çamaşır çitilercesine dakikalarca yıkadım. Artık daha temizdi, yalnız ellerim. Kalbim? O katrana bulaşmış kadar kirliydi.
Titreyen bacaklarımla yavru bir ceylan gibi içeriye adımladım. Ceset yeniden görüş açıma girdi. Cesaretli biri olsaydım nabzını kontrol edip yaşayıp yaşamadığını öğrenebilirdim ama bende o güç yoktu. Zaten böylesine kan kaybeden birinin yaşaması, yaşamama ihtimalinden daha azdı.
O, artık ölüydü.
Şimdi ne yapacağımı kestiremiyordum. Öldürdüğüm adam bu şehrin en bilindik mafyalarından biriydi. Adalete koşsaydım, polisler beni korusaydı bile bu suçtan yargılanırdım. Yargılanırsam kurtların önüne düşerdim. Onlar beni öldürürlerdi. Ceylanı gören kurt, avlanmaktan çekinmezdi. Bu tip adamların eli kolu uzun olurdu. Ölmekten başka bir seçeneğiniz kalmazdı, eğer son çareyi düşünmeyeceksek.
Sarp Arze Paliga.
Ondan bir yardım isterseniz eğer, ruhunuzu şeytana satmakla aynı şeyi yapardınız. Ona borçlu olmak akıl işi değil ve bende akıllı değilim belki de; çünkü birazdan öfkeyle buruşturup yatağın altına attığım kartviziti alıp onu arayacaktım.
Gelecekti. Yapacaktı. Karşılığında ona çalışacak, borçlarımı ödeyecektim.
Ben Tara.
Tara Lidya Geris.
Tam iki hafta sonra kağıt üzerindeki resmiyet ile, Penah.
Soyumuzdan gelen her birey, on dokuz yaşına girdiğinde Penah olur.
Penah, sığınak demek.
Paliga ve Penah, düşman.
Sınırları çiğner, onlara borç edinirseniz eğer çoktan kurtlar peşinizde demekti. Birinden kurtulsanız biri yakalardı kuyruk sokumunuzdan. Hatamın sonucunda eziyetlerden eziyet beğenecektim şimdi. Penah cennetken Paliga cehennemdi bizim tarafımızda. Arası araf.
Titreyen parmaklarımla numarayı çevirdiğimde arama saniyeler içinde yanıtlandı. Dudaklarım yavaş yavaş aralandı.
''Sana ihtiyacım var Paliga...''
Alnımdan göz kapaklarıma süzülen boncuk boncuk terleri sildim elimin tersiyle. Sırtımı duvara yasladım ve soğuk havanın bedenime sızmasına izin verdim. Bakışlarım kanlar içindeki cesede kaymamak için direnirken kapının tokmağıyla irkildim. Panikle yaslandığım yerden doğruldum, ellerim titriyordu. Ya o değil de başkası gelmişse ve yakalanır öldürülürsem, diye düşündüm kapı deliğine yaklaşırken. Sırf bunları düşünüşüm yaptığım şeyi aklayacak gibi hafifledim bir anlığına. Tek gözümü kapatıp gelene baktım. Göz göze geleceğimizden emin bir ifadeyle doğruca deliğe bakıyordu. Onu sadece anlatıldığı gibi duymuş, sosyal medyasında paylaştığı kadar görmüştüm. Karşımda görmek, şu durumdayken dahi içimde kıvranan sıcak bir hissi harekete geçirdi. Kapıyı araladığımda gri gözleri doğruca gözlerimdeydi. Gri.
''İçeride,'' diyebildim yalnızca, sesimi kontrol etmeye çalışarak. Bakışlarım üstündeki gri, kollarına ve geniş omuzlarına oturmuş tişörte kaymıştı. Az önce birini öldürmemiş gibi adam süzüyordum şimdi, bravo Tara.
''Seni tanıyorum,'' dedi, ben sesini ilk kez net duyuyorken. Kalın ve toktu. İçeri geçmesi için kenara çekilmiştim ama o olduğu yerde tüm ciddiyetiyle bana bakıyordu.
''Aynı fakülteden.''
Hafifçe saçlarını karıştırdı, alnına düşen siyah saçları çekmişti bu kez dikkatimi. Sorun olmamalıydı, paçayı sıvayamazdım.
''Fakülteden kızlarla eğlenmeyi tercih ediyorum genelde. Katil olmuyorlar.'' Öfkemle karışık ukala bir tavırla diktim gözlerimi gözlerine.
''Şirin bir kızımdır genelde. İlk cinayetim.'' Hayretle kaşlarını kaldırdı. Ağır bir adımla eşikten içeriye girdiğinde onu karşılayan yerdeki kanlı cesetti.
''Ceset yok edemiyorum yalnız.''
''Ne?!''
''Şakaydı,'' dedi cesedin yanına çömerek. Kapıyı hızlıca kapattım ve sesli bir nefes verdim.
Sağ elini cebinden çıkarttığı kartın üstünde gezdirmeye başladı. Duyamayacağım kadar kısık bir tonda mırıldanıyordu. ''Komik mi sanıyorsun kendini?'' Mırıltıyı kesip başını kaldırdı.
''Elime düşmüş biri olmana rağmen dilin pabuç.'' Ona, iyi yapma, demek istiyordum ama elimde değildi. Kapa çeneni Tara.
''Huyum kurusun.'' Başını çevirip sırıttı. Saçları gözlerinin önüne düşmüş, elleri kartın üzerinde durmuştu.
''Bu mafya değil mi?'' diye sordu tereddütle, cesedi kastettiğinin farkında olarak.
''Ne o, korktun mu?'' Yeniden bana çevirdi başını.
''Sen... Penah mısın?'' Gri gözlerindeki hareler çekmişti dikkatimi. Sertçe yutkundum.
''Paliga mı olsaydım?'' Başını yana çevirip sesli bir nefes verdi. Bir sorun var gibiydi. Dilini yanağının içinde gezdirip dudaklarını ıslattı.
''Bilmiyor musun gerçekten?'' dedi adımları kapıya doğru ilerlerken. Elini kapının tokmağına koydu. ''Sana yardım edemem.'' Gözlerimi kocaman açtım. Bu ne diyordu şimdi, ölmemi mi istiyordu.
Birkaç adımda tam arkasında durdum ve kapıyı açacağı an parmaklarımı avucunun arasına kaydırdım. Bana dönmüş, gri gözlerini gözlerime sabitlemişti.
''Neyi bilmem gerek?''
''Paliga ve Penah... düşman.'' Kapıdan çıkacakken sımsıkı tuttum elini. Gitmesine izin veremezdim.
''Lütfen.'' Gözlerini görmeye çalışmaktan boynum ağrımıştı. Zihin okuyor gibi eğildi hafiften. Artık boylarımız eşitti.
''Aramızda kalacak, küçük Penah.'' İşaret parmağını kaldırıp bana uzattı. İşaret parmağımı kaldırıp onunkine değdirdim. Aramızdaki söz buydu öyleyse. Kapıyı ayağıyla kapattı ve arkamdan cesede doğru ilerledi. Yüzüm duvara dönükken sırıtışını duydum. ''Adın ne?'' Ona dönmemiş, içinde bulunduğum durumu algılamaya çalışmıştım.
''Sadece işini yapman gerekmiyor mu?'' Arkamı döndüğümde cesedin ortadan kaybolduğunu, kan dahil hiçbir izin olmadığını gördüm. Evim eskisi gibi tertemizdi. Bu olaylar yaşanmamış, Paliga'yı eve çağırmamış gibi.
''Artık bana çalışacağın için başlangıç antrenmanı desek.''
''Ne yani, dakika başı soru soracak değilsin herhalde.'' Salonumu ve odamı süzmeye başlamıştı. Hafiften çenesini kaşıdı. Duvarlardaki tabloları, raflardaki çiçek saksılarını inceliyordu.
''Keyfime bağlı.'' Gülümseyerek kapıya ilerledi. Ne de olsa bu kez gidebilirdi. Benim borcumsa yeni başlayacaktı. Sormadığım, ne olduğunu bilmediğim o borç. Tokmağı çevirdi ve dışarı çıktı. Kapıyı kapatmak için arkasından ilerledim. Tam önümde, dibimdeydi. Boyunu boyuma eşitledi eğilerek. ''İlksin.''
''Anlamadım.''
''Tanıdığı veya tanındığı kimseye yardım etmez Paliga'lar,'' dedi tek nefeste.
''Bana neden ettin?'' Yüzüme doğru yaklaştı, aramızdan rüzgar bile geçemeyecek kadar yakındık şimdi. Kulağıma eğildiğinde sıcak nefesini üstümde hissettim.
''Çünkü senden nefret ediyorum, küçük Penah.''
Yorumlar
Yorum Gönder